Sufi’ye sormuşlar: “Sana yol gösteren kimdi?”

Sufi cevap vermiş: “Bir köpek… Bir gün, suyun kenarında susuzluktan ölmek üzere bir halde duran bir köpek gördüm.

Ne zaman su içmeye çalışsa kendi yansımasından ürküp geriye sıçrıyor, çünkü karşısında başka bir köpek olduğunu sanıyordu.

Nihayet susuzluğu öyle dayanılmaz bir hal aldı ki, köpek bütün korkusunu bir kenara itip suya atladı.

O anda ulaşmak istediği şeyle arasındaki engelin de dağılıp gittiğini gördü ve anladı ki, engel kendisinden başkası değildi.

İnsanların uğraştığı sorunların büyük bir çoğunun kaynağı, insanın kendi kendini zihinsel olarak sabote ettiği davranış kalıpları yani kendimizi engellediğimiz düşüncelerdir.

R. Kegan & L. Lahey’in “Immunity to Change” kitabında anlattığı bir tıbbi çalışma da kalp doktorlarının ölümcül risk taşıyan hastalarına, yaşam tarzlarında (diyet, egzersiz, sigara vs) değişiklikler yapmaları gerektiğini ve yapmazlarsa kelimenin tam anlamı ile öleceklerini söylediğinde bile, yedi hastadan sadece birinin bu değişiklikleri yapmayı başarabildiğini belirtmiştir.

Yedi kişide sadece bir kişi! Tabii ki, geriye kalan altı kişinin de daha uzun yıllar yaşamak, sevdikleri ile daha fazla zaman geçirmek istediğini tahmin edebiliriz. Aslında onlar da bunun ne kadar acil ve önemli bir konu olduğu kavramışlardır. Peki, ne oldu da bunu hayata geçiremediler?

Aynı kalp hastalarında olduğu gibi, günümüzde kişilerin ve kurumların karşılaştıkları zorluklar, çoğunlukla değişime direnmekle ilgili değildir. Problem, gerçekten neyi istediğimiz ile neyi yapabildiğimiz arasındaki boşluğu kapatamayışımızdır, ki bu boşluk bu yüzyılın en büyük iş ve liderlik problemlerinden biri olarak tanımlanabilir.

Engeller… Boşluk…Aklımızın içindeki rakip…

Koç kelimesi, 1830’lar da Oxford Üniversitesinde öğrencileri akademik kariyerlerinde başarıya taşıyan özel öğretmenleri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. 1861 yılında da sporcuları çalıştıran kişi anlamında koç kelimesi kullanılmıştır. Bu dönemde amaç, öğrencilerin ve sporcuların iyi bir çalışma düzeni ile başarılı olmalarını sağlamak olmuştur.

Topla oynanan spor müsabakalarında, sporcular için topu iyi izlemek ve iyi bir atış çok önemlidir ancak koçu tarafından topu en iyi şekilde izlemek ve en iyi atışı yapmak için çalıştırılan bir oyuncunun maçı kazanması ne kadar garanti edilebilir?

İşte tam da bu noktada, Harvard Üniversitesi’nde eğitimci ve aynı zamanda bir tenis uzmanı olan Timothy Gallwey, maçı kazanmak için sadece topu rakibinden iyi izlemenin ve atmanın yeterli olmadığını, bir insanın kendi aklının içindeki rakibinin, filenin diğer tarafındaki rakibinden daha zorlu olduğunu keşfetti. Timothy Gallwey, 1974 yılında kaleme aldığı “The Inner Game of Tennis” kitabında Koç “coach” terimini sporcunun performansını arttırmak ve her alanda kişisel performansı geliştirmek için kullanarak, günümüzdeki koçluk kavramına en yakın anlamı ile kullandı.

Aslında ‘coach’ kelimesi “Kocs” kelimesinden gelmektedir ve tüm Avrupa dillerinde aynı anlam ile benzer ifadeler ile kullanılmaktadır.

Kocs ise Macaristan’da bir köydür. Bu kelime ilk olarak 15. yüzyılda Kral Matthias Corvinus’un hükümdarlığı sırasında, buradaki halkın (Kocs’ların) çarkları çelik yay süspansiyonlu atlı bir araç yapmasıyla başladı. Macarların (kocsi szekér) dediği “Koçların arabası” kısa sürede tüm Avrupa’da popüler oldu. Kocsi szekér’in yayılması, bazı kaynaklara göre 16. yüzyılda Macar Kralı Ferdinand I ile Almanya İmparatoru ve Burgundian Hollanda Lordu arasında bir yerden başka bir yere ulaşımı sağlayan rahat bir araç için kullanılmıştır.

Tarihçesine ve liderlerin rolüne baktığımızda koçluğu genel anlamda, danışanın bulunduğu noktadan varmak istediği noktaya iyi şekilde gidebilmek için (Bir Kocs’a binerek gitmesi gibi) ihtiyaç duyduğu yol arkadaşı olarak tanımlamak mümkündür.

Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) koçluğu; özellikle günümüzün belirsiz ve karmaşık ortamlarında, kişinin kişisel ve mesleki potansiyelini maksimize eden, kişiyi daha fazla düşünmeye teşvik ederek yaratıcı süreçler içine girmesi için ilham veren, danışan ve koçun işbirliği içinde olduğu ilişki olarak tanımlamaktadır.

Olmak istediğiniz ve aslında olabileceğiniz insanla aranızdaki sınıra geldiğinizde, arkanıza bakmadan cesaretle ilerleyin. Bu, sisli bir günde tepeye tırmanmaya benzer. Hiçbir şey görmeden yola koyulursunuz. Birdenbire gökyüzü açılır ve siz o büyüleyici manzarayla karşı karşıya kalırsınız.

“İlerlemek mi istiyorsun? Kendi önünden çekil o zaman” demiş, Nietzsche.

Bir koç geçmişe değil, geleceğe bakar.

Geleceğe umutla, cesaretle, özgürleşmiş us ile bakmak dileğiyle…

OYA FADILOĞLU

Oya Fadıloğlu
Executive Coach